Kırşehir Express Gazetesi

AHİ KÜLLİYESİ’Nİ YAPMAKLA YANLIŞ MI YAPTIK?

AHİ KÜLLİYESİ’Nİ YAPMAKLA YANLIŞ MI YAPTIK?
Halil Durukafa
Halil Durukafa( halildurukafa@kirsehirexpressgazetesi.com )
09 Kasım 2020 - 11:59

Uzun yıllardır yapımı devam eden ve Ahi Külliyesi olarak adlandırılan Ahi Evran Camii etrafında yapılan binalardan bahsediyorum. Bununla ilgili görüşlerimi önceden paylaşmıştım; Külliyenin içinin doldurulması gerektiğini, oraya bir manâ yüklenmesi gerektiğini, tasavvufî dokunuşlar yapmak gerektiğini ve en evvel de birden fazla hikâye anlatmak gerektiğini belirtmiştim.

Geçenlerde Yazı İşleri Müdürümüz Soner Demirbaş’a sordum: “Soner ağabey, Ahi Külliyesi yüz yıl sonra nasıl algılanacak? “Galiba, sekiz yüz yıl evvel buralar hayata, sosyal yaşama dair sohbetler edilen, dersler verilen, törenler düzenlenen mekân olarak algılanırdı.” dedi.

İşte macera da tam da buradan sonra başlıyor.

Tekke, zaviye, dergâh…

Dersler, sohbet, muhabbet…

Son günlerde “En melamet hırkasını kendim giydim enime, / Arı namus şişesini daşa çaldım kime ne.” diye başlayıp devam eden Nesimi’nin şiirinden ve ona yakılan, havalandırılan türküden hareketle MELAMİLİK hakkında çalışıyorum. Okuyorum, inceliyorum, soruyorum soruşturuyorum. İlk dersi de Sayın İsmail Kasap’dan aldım ki ona da yolumu açtığı için teşekkür ediyorum.

Tasavvuf tarihine bakılacak olunca Melamilik yoğun olarak Horasan’da, Nişabur, Herat, Kabil’de varlığını hissettirmiş ve Türkmenlere de buradan riayet etmiştir.

Melamilik:  “İbadetini gizleyip günahlarını açığa vuran, her türlü riyadan ve kendini beğenmişlikten şiddetle sakınan, hatalarının ve günahlarının açığa çıkmasıyla insanların kınamasından hoşlanan, ayrıca kınana kınana nefsini ezeceğine ve sonuçta onu doğru yola getireceğine inanan ve bu yolda ilerleyenlere MELÂMETÎ veya MELÂMÎ denir.

           Örneğin burada şunu da belirtmek isterim. Mikail Bayram’ın “Ahi Evren Tasavvufi Düşüncenin Esasları” adlı eserde Ahi Evran’ın melamet felsefesine gönül verdiği, bu nedenle  hiç bir eserinde adını anmadığı, “Tabsira” eserinde ise bunu açıkça belirttiği dikkat çekilmiştir.

İşte buraya dikkat etmek gerekir.

Evet Ahi Evran Melamilik felsefesine gönül vermişse ve Melamilik de tam da tasavvuf anlayışının farklılaşarak, Sûfîlerin şehir dışlarında Tekke, zaviye ve dergâh gibi mekânlarda halktan kopuk bir şekilde yaşamaya başlaması üzerine; yine sufilerin Halka “avam, zahid, zahir” gibi yakıştırmalarda bulunmaları üzerine, Tasavvuf ehlinin sanki  ayrı bir zümre haline geldiği gibi görünmesi üzerine, iktidarlara satılıp vakıftan geçinmeleri üzerene  bir tepki olarak doğduysa acaba ‘bilerek isteyerek yapılmayan'(!) Külliyeyi yapmakla yanlış mı yaptık?

Yani bir hikâye vardır. Kılıçözü Çayı kenarında, Ahi Evran’ın misafirperverliğinde Hünkar Hacı Bektaş ve Yunus Emre sohbet ederken, Çayda kurbağalar ötmeye başlar. Pir, “Siz mi bizi dinleyeceksiniz biz mi sizi?” sorusunu sorar. Ve rivayet edilir ki bu soru üzerine kurbağalar susar, hem de ebediyen. Şimdilerde Kılıçözü Çayı’nın belirli bir kısmında halen  kurbağalar ötmez, derler.

Hikâyeye de bakacak olursak, görüldüğü üzere sohbetin herhangi bir dergâhta, zaviyede, tekkede değil halka açık olan bir yerde yapılması da düşündürücü değil mi?

Sonuç olarak Ahilik üzerine çalışan bilim adamlarının, Tasavvuf üzerine çalışan hakkaniyetli bilim insanlarının konu hakkında düşünmesi ve bir öz eleştiri yapmaları gerekir diye düşünüyorum; eğer böyle değilse de konunun ilgililerinin bir bilimsel açıklama yapmaları gerekmez mi?

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.