Kırşehir Express Gazetesi

UNUTULMUYOR GÜLÜM!

UNUTULMUYOR GÜLÜM!
Abdulbari Karabeyeser
Abdulbari Karabeyeser( abdulbarikarabeyeser@kirsehirexpressgazetesi.com )
24 Temmuz 2020 - 12:12

Besmele ve tebessümle hayata merhaba diyen insanların arasında geçti çocukluğum. Doğuda, dağların ve platoların arasına sıkışıp kalmış bir mezrada. İlkokul öğretmenimiz mezrayı köyün küçüğü, kömün büyüğü diye belletmişti bize. O gün bugündür mezra denince öğretmenimin bu tarifi gelir aklıma. Mezrayı böyle bilirim, böyle tarif ederim.

            Evet, mezra çocuğu olarak mezrayı bu şekilde tarif etmek işin kolay tarafı, bir de öbür taraftan, şehir cenahından bakmak lazım. Kolayımıza geleni yapma özgürlüğümüz bize gerçek anlamı buharlaştırma hakkı vermez. Onun için dile ve kelimelere karşı kültürel bir sorumluluk bilinci geliştirmemiz gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Meselenin özü ve özeti bu. Nihayetinde bu tehlikeler de var ve biz bu tehlikelerle çokça iç içeyiz. Bizim mezra diye tarif ettiğimiz bu yerlere şehirlilerin taşra; taşralıların da dağ köyleri dedikleri sır değildir. İşte gür ormanların, serin suların ve bolca çoban çeşmelerinin birer gamze gibi arzı endam ettiği o kırlarda büyüdüm; Orada sepildim, orada demlendim.

            İnsana dair ilk algılarım orada vücut buldu. Akla karayı, geceyle gündüzü, siyahla beyazı, iyiyle kötüyü, doğru ile eğriyi ilk orada tanıdım. Ay erken büyürdü orada, gece çabuk biterdi, şafak erken atardı ama tam tersi günler hiç bitmezdi. Buralar bizim yaşam coğrafyamızdı.

            İşte iki aya yakın bir zamandır çocukluğumun geçtiği, ruhumun sükûnet bulduğu bu coğrafyadayım. O dağlarda, o yaylalarda, o kırlarda dolaşıp duruyorum. İnsan huzur buluyor, neşe, mutluluk doluyor adeta.

            İki ilin tam ortası burası. Kıbleye dönünce sağınızda Bingöl, solunuzda Muş size tebessüm ediyor. Kuş sesleri, yaprak hışırtıları, rüzgâr vızıltıları bir musiki tadında! Ormanın uğultusu ise cabası. Huzura çağıran bir kompozisyon tabiat! Harf harf, kelime kelime, cümle cümle, paragraf paragraf kendisini okutturan bir kompozisyon!

            Otuz seneyi aşkın bir zamandır buralardan uzaklardayım. Öğretmenimin mezra, şehirlilerin taşra, taşralıların da dağ köyleri nitelemeleri eşliğinde ruhumun ve gözlerimin hasret kaldığı coğrafyayı geziyorum. Üzerine oturduğum taşlar, altında gölgelendiğim ağaçlar, kurnalarından su içtiğim çeşmeler sanki hiç zaman geçmemiş gibi hala o eski yerlerinde terütaze duruyorlar. Onları gördükçe, dokundukça, hissettikçe bir tayy-ı zaman yaşıyorum adeta. Yeniden o günlere dönüyorum, zamanı yeniden kuşanıyorum! Her şey yerli yerinde; kompozisyon kusursuz ve rengârenk ama bir şey yok, bir şey eksik, ruhumu boşlukta asılı bırakan bir şey! O şeyin eksikliğiyle hüzünleniyorum, kederleniyorum birdenbire. Evet, ruhumu daraltan, sevincimi azaltan, beni yarım bırakan o şeyin adı insan eksikliği!

            Birlikte kırlarda dolaştığımız, koyun-kuzu otlattığımız, neşeyi sevinci paylaştığımız yüzlerden, seslerden eser yok. Onca insan nereye gitmiş, nereye kaybolmuş olabilir? Beton zemine şırrak diye çarparak parçalanan ve dağılan cam bardak gibi kalbim!

            Ah çocukluğumun ihtiyarları, haminneleri, gençleri, çocukları, kızları, gelinleri! Hatırlayabildiklerimi tek tek anneme soruyorum. Kimi mezarda, kimi gurbette, kimi gelin olmuş gitmiş torun torba sahibi, kimi de meçhule giden bir yolcu gibi sırra kadem basmış! Gidenler memnunlar ki yerlerinden ne dönen var, ne soran! Hayat kalana keder, kalana hüzün!

            Gözlerim ıslanıyor. İçim tandır gibi yanıyor. Çoktandır duruma alışmış olan annem beni sakinleştiriyor. Gel de unut, gel de sakinleş. İzzet Altınmeşe’nin o meşhur “Unutulmuyor” türküsü gelip oturuyor dudağıma.  Evet, bazı şeyler gerçekten unutulmuyor: Aşk gibi, sevda gibi, çocukluk gibi…

            Yıllar geçse de unutulmuyor, unutulmuyor

            Ah ah unutulmuyor gülüm

            Unutulmuyor canım, unutulmuyor.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.