11.08.2025 tarihinde yayınladığım, ALTIN MADENİ VE KIRŞEHİR adlı yazımda; “Diğer hafta neden “MADENE HAYIR.” dediğimi yarar-zarar ilişkisiyle anlatmaya çalışacağım.” demiştim ve Yazımı Bülent Ecevit’in 1969 yılında bir basın toplantısında söylediği sloganla “Toprak işleyenin, su kullananın”la bitirmiştim.
Bugün yarar- zarar ilişkisini kalemimden geldiğince anlatacağım. Öncelikle hemşerim, usta gazeteci, merhum Uğur Mumcu’nun 1971 yılında yayınlanan “Milliyetçilik Bu mu?” başlıklı yazısında Milliyetçiliği nasıl tarif ettiğini aktarmak istiyorum. Usta, şöyle tanımlıyor; Milliyetçilik, Ulusal sınırlar içerisinde yaşayan yurttaşların insanca yaşamaları için verilen savaşın adıdır. Yapılan tanımlamanın güzelliğine bakar mısınız? Harika değil mi? Şimdi bu tanımı unutmadan konuya dönelim.
Yarar,
Madenler tabi ki bir zenginliktir ve Ulusal sınırlar içerisinde yaşayan yurttaşların insanca yaşamaları için çıkarılmalıdır. Şimdi Kırşehir’deki madenin çıkarılması ülkemize ne katıyor? Çıkan madenin sadece %2’sini ülkemize bir değer olarak katıyor. Tabii iyi bir denetimle! Bir de bu madende yaklaşık 450 kişi istihdam edilecekmiş.
Soruyorsunuz başka bir yararı var mı? Vallahi yok…
Zarar,
İLİÇ örneğini göz ardı etmeden düşünürsek öncelikle bir SİYANÜR tehlikesi var. Çünkü altın siyanürsüz ve su olmadan çıkarılamıyor. Peki, ne kadar su kullanılacak? Saatte 180 ton civarında su kullanılacak. Tekrar ediyorum, SAATTE 180 TON. Bu su meselesi önemli, şimdi size şunu soruyorum. Karacaören Köyünde 24 çeşmeden sadece 1 çeşme, o da parmak kadar akıyor. Diyeceğim bölgede zaten su yok. Bu arkadaşlar malın %98’ini almak için saate 180 ton su kullanacaklarmış. Ne demek saatte 180 ton? Bir ev 1 ayda 15 ton kullansa 12 hane yapar. Yani bir saate 12 hanenin bir aylık suyunu kullanacaklar ve anladığım kadarıyla 20 yıl boyunca. Yazık değil mi? Bu arada suyu 75 km ileriden alacaklarmış. Bu çok büyük bir maliyet ki gün geçer denetim zayıflar ve kuyular vurulu verir mi? Dolayısıyla bu iş çok sıkıntılı… Bir de Hani önümüzde artık petrol savaşları değil su savaşları olacak diyorlardı. Yazık değil mi onca suya?
6 bin hektarlık bir alandan bahsediliyor ve bu alanda 480 metre aşağı inilecek, 14 kuyu açılacak, 8 bin dinamit patlatılacak. 8 Bin dinamit…
Bir araştırmaya göre bölgede sadece altın değil, titanyum, lityum, uranyum da olduğu belirtiliyor. Acaba bunlar da çıkarılıp götürülecek mi? Bu da bir soru işareti.
Tabii, o bölgede ki hayvancılık, tarım ne olacak? Bitecek diyorlar…
Ayrıca tıbbi olarak kullanılan endemik bitkilerin varlığı da unutulmamalı…
Bir de şunu ifade etmek isterim. Yani, bu altını çıkarmayınca kayıp mı oluyor? Hayır. Maden orada duruyor. Belki ileride daha farklı ve zararsız bir yöntemle çıkarılabilir. Olur mu? Olur. Niye acele ediyoruz ki?
Anlayacağınız bu işin zararı yararından çok çok fazla. Dolayısıyla milliyetçi bir insan, (yani Ulusal sınırlar içerisinde yaşayan yurttaşların insanca yaşamaları için verilen savaşın adı.) bu işe tıpkı benim gibi HAYIR’der.

