Neşet Ertaş Türküleri Herkesin Söyleyeceği Bir Şey midir?
23 Ocak 2026 Cuma akşamı saat 19.30’da Neşet Ertaş Kültür Sanat Merkezi’nde, Mustafa Özarslan’ın konserine aile dostlarımızla birlikte gitme onurunu yaşadım. Açık söyleyeyim; bu kadar stres ve sıkıntının arasında gerçekten derin bir nefes aldım. O ezgiler, o mimikler, o sesler çok özeldi. Güzel bir dinletiydi. Bir kez daha şuna inandım: Sanat, iyi yapıldığında insan yaşadığını hissediyor.
Bu vesileyle başta Sayın Mustafa Özarslan’a, orkestraya ve Kırşehir halkıyla bu güzel buluşmayı sağlayan organizasyona teşekkür ediyorum.
Konser sırasında Sayın Sanatçı, “Aramızda kalsın” diyerek bazı açıklamalarda bulundu. Fakat ne yazık ki bu, aramızda kalabilecek bir konu değil. Zira salonda belki bine yakın dinleyici vardı. Yine de şimdiden bu sırrı ifşa ettiğim için kendisinden özür diliyorum. Ancak bu mesele; konuşulması, tartışılması ve bir karara bağlanması gereken bir mesele.
Söz konusu açıklamaya gelmeden önce şunu ifade etmeliyim: Mustafa Özarslan, seyirciyi selamladıktan sonra, salonun seyirciye göre solunda – sahneye göre sağında – yer alan Neşet Ertaş siluetine dönerek saygıyla selam verdi. O an hissettiği derin hürmeti, vücut dilinden anlamamak mümkün değildi. Şahsım adına teşekkür ediyorum. Gerçekten çok mutlu oldum.
Gelelim “sırra”…
Konserin ortalarında seyircilerden biri yüksek sesle şunu söyledi: “Kırşehir’e geldiniz ama hiç Neşet Türküsü söylemediniz.”
Bu söz üzerine Mustafa Özaslan, sesin geldiği yöne hayretle baktı ve konuşmaya başladı. Özetle şunları söyledi:
“Bunlar aramızda kalsın… Büyük Usta ile aynı masada bulunma onurunu yaşadım. Onun büyük gönlünü yanı başımda hissettim. Neşet Ertaş, gerçekten çok büyük bir değerdir. Bu değeri bir Kırşehirli olarak sizin korumanız gerekir. Kırşehir’e gelen her sanatçının o eserleri paçavra etmesine izin vermeyin. Ama aramızda kalırsa; bir Sivaslı olarak dilim dönerse söyleyeyim…”
Ardından bağlamacıya döndü ve şu cümleyi kurdu: “Ben belki söyleyemem ama… açılışı çok güzel yapar.”
Bu sözler beni ciddi şekilde düşünmeye sevk etti. Gerçekten haklı mıydı?
Bağlamacı açılışı çok güzel yaptı. Davul omuza alındı; o tek, ‘dum’ sesleri salonu sardı. Mustafa Özarslan “Ahirim Sensin” parçasını öyle bir söyledi ki, gözlerimi kapattığım için mimiklerini göremedim ama hissettirdiği duygu fazlasıyla yeterliydi. En son Şevval Sam’dan canlı dinlemiştim. Ama bu bambaşkaydı. İçimden şu cümle geçti: “Türkü paçavraya çevrilmedi…”
Şimdi sorumu açıkça soruyorum:
Mustafa Özarslan haklı mı?
Kırşehir’e gelen her sanatçı Neşet Ertaş, Muharrem Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan türkülerini mutlaka söylemeli mi?
İyi de olsa, kötü de olsa söylemeli mi?
Yoksa bazı Türküler; her sesin değil, her niyetin değil, her haddini bilenin emaneti midir?
Bu mesele sosyal medyada geçiştirilecek bir konu değildir.
Bu mesele, Kırşehir’in kültürel hafızasıyla ilgilidir.
Bu mesele, bir şehrin kendi değerine nasıl sahip çıktığıyla ilgilidir.
Bu yüzden çağrım şudur:
Gelin bu konuyu Ahi Divanı’na taşıyalım.
Valimize, Belediye Başkanımıza, şehrin önde gelenlerine, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanımıza, Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanımıza, diğer sivil toplum kuruşlarımıza,
Üniversitemize, Neşet Ertaş’ın ailesine, kısaca Ahi kültürüyle yoğrulmuş herkese soralım.
“Neşet Ertaş bir repertuvar değil, bir emanettir. Ve her emanet, ehline verilmeli MİDİR?”
“Mecliste söylenenle sahnede söylenen bir değildir. Sahne temsildir; temsil ise sorumluluk ister Mİ?”
“Türkü dilden dile gelmezse yaşar mı? Bugün Neşet Ertaş’ı konuşuyorsak, birileri zamanında cesaret edip de söylediği için MİDİR.”
“Kırşehir’e gelen bir sanatçı Neşet Ertaş söylemeden gitmemeli Mİ?”
“Türkü söylemek istiyoruz ama yanlış yapmakla saygısızlık yapmak arasındaki çizgiyi bilmiyoruz MU?”
“Türkü herkesindir; ama mikrofon her zaman herkesin değildir Mİ?”
Saygıyla.

