Çök: Tek Bardak, Tek Kaşık, Omuz Omuza, Kol Kola
Kırşehir’in hemen yanı başında, Özbağ’da yavaş yavaş unutulan ama geçmişte güçlü biçimde yaşatılan bir gelenek varmış. Yaşanmayan fakat anlatıldıkça insanın içine yerleşen, görmeyenin bile zihninde canlandırabildiği bir gelenek: Sağmen geleneği…
Damadın arkadaşları… Belki dokuz, belki on kişi. Kol kola, omuz omuza. Gelin almaya ya da kız evindeki kınaya doğru yola çıkıyorlar. Ama bu bir yürüyüş değil; ağır ağır ilerleyen bir duruş. Eğlenerek gidiyorlar ama eğlence bildiğimiz gibi değil. Gürültüsüz, taşkınlıksız; insanın içine işleyen bir birliktelik hâli.
Bir rakı bardağı var. Bir de su. Meze ne varsa artık; haşlanmış tavuk mesela. Bir kaşık, bir çatal… Herkes aynı bardaktan içiyor, aynı kaşıktan yiyor. Çünkü burada “ben” yok, “biz” var. Sağmen başı “çök” dediğinde hepsi birden çöküyor. Kimse öne çıkmıyor, kimse geride kalmıyor. Arkalarında yüzlerce kişi…
Kimse sağmenleri geçip gidemiyor. Çünkü bu bir yol kesme değil; bu, yolun kendisi olma hâli.
“Geç kaldık, hadi gidelim” diye ikna ediliyor sağmen başı. Zor da olsa kalkılıyor. Otuz, kırk metre sonra yine “çök” komutu geliyor. Tekrar çökülüyor. Tek bardak dolaşıyor, tek kaşık… Böyle böyle kız evine varılıyor.
Sağmenciler gelirken coşkuyla çalan davul, kız evinin önünde susuyor. Bu bir incelik. Bu, Anadolu’nun sessiz terbiyesi. Çünkü kız evi gelin çıkarıyor; hüzünlü. Gelirken davula, zurnaya, saza, kemana para saçan sağmenler, kız evinde suskun. Gösterişsiz. Temkinli.
Kız evinden izin isteniyor. İzin verilirse davul çalıyor ama tek kuruş bile atılmıyor. Çünkü orada sevinç gösterisi olmaz. Kimse rencide edilmez.
Bu incelik, belki de bugün en çok unuttuğumuz şey.
Bu geleneği ben yaşamadım. Bir dost meclisinde dinledim. Özbağlı Levent Akça Abi’den, Durmuş Memiş Abi’den… Sonra yine Özbağlı Kadir Güleç’e kardeşime sordum. Hepsi aynı yerden anlattı. Aynı vurguyla. Aynı duraklarda durarak. Demek ki bu, anlatanın keyfine göre şekillenen bir hikâye değil; yerleşmiş bir akıl, kökleşmiş bir duruş.
Çök…
Tek bardak…
Tek kaşık…
Kol kola, omuz omuza…
Ve kız evinde para atmamak…
Bunların hepsi bir şey söylüyor aslında. “Ben” demiyor, “biz” diyor. Gösteriş var ama kibir yok. Eğlence var ama taşkınlık yok. Güç var ama incitme yok.
Belki de sağmenlik, sandığımız gibi sadece bir oyun değil. Belki bu toprakların öğrettiği sessiz bir ahlak dersi… Herkesin aynı bardaktan içtiği, kimsenin kimseyi geçmediği, sevinirken bile başkasının hüznünü gözettiği bir duruş.
Bugün bize tuhaf gelen ne varsa, belki de eskiden çok yerliydi.
Ve belki bu yüzden, Özbağ’ın sağmenleri hâlâ konuşuluyor.

