Melek Mosso’yu, 34. Bölge Aksaray-Kırşehir Eczacı Odası yönetiminden; hem halefim hem de selefim olan Sayın Eczacı Recep Hepbildi sayesinde tanıdım. Bir programda “Keklik Gibi” türküsünü dinletmişti. Hakikaten, türkü sever biri olarak çok beğenmiştim ve zaman zaman da dinliyordum. Sonra bir video düştü önüme…
Ve bazı hikâyeler, bazı anlar vardır; yüksek sesle anlatılmaz. Adeta insanın içine işleyerek konuşur. Bir türkü gibi… Melek Mosso’nun hikâyesi de, yaşattığı o an da insanı tam buradan yakalıyor. Harbiye Açıkhava Sahnesi’ndeki konserinde annesiyle yaptığı düeti mutlaka dinlemiş, izlemişsinizdir. Bugün sizlerle o anı biraz durup düşünerek, yorumlamak istiyorum.
11 Kasım 1988’de Kayseri’de doğan, asıl adı Melek Davarcı olan Melek Mosso; sahne soyadını İtalyanca bir müzik teriminden, “gittikçe hızlanarak” anlamına gelen mosso kelimesinden alıyor. Hayatı da tam olarak böyle değil mi zaten? Zor başlayıp, sabırla hızlanan…
Ailesi bugün Denizli’de yaşıyor. Pamukkale’nin Kuşpınar Mahallesi’nde… Mosso’nun sosyal medyada paylaştığı bir fotoğraf var: balkonda kurutulmuş patlıcanlar, biberler, annesi Gülşah Hanım ve “zeytinyağlı makyaj.” O kare aslında bir sanatçının değil; annesine yaslanan bir kız çocuğunun hikâyesi.
Şarkıcılığa yeni başladığı yıllarda annesinin temizlik görevlisi olarak çalıştığını, kendisine bir piyano alabilmek için çift işe gittiğini anlatıyor Mosso. Gündüz ev temizliği, gece otel mutfağında bulaşık… Bir annenin sessiz fedakârlığı. Alkışsız, sahnesiz ama en ağır emeğiyle…
Ve yıllar sonra Harbiye’de söylenen bir türkü…
“Mevlam birçok dert vermiş/Beraber derman vermiş…”
Sahnedeki Melek Mosso uzun, siyah bir elbise giymiş; derin bir göğüs dekoltesi var. Güçlü ve özgür bir kadın görüntüsüyle, yanında annesi… Başörtülü, sade, Anadolu’nun binlerce annesinden biri. Ama bakışları… Hah! O birbirlerine bakışları! Birbirlerine öyle bakıyorlar ki; arada ne kuşak farkı kalıyor ne de hayatın sertliği. O bakışlarda çekilen sıkıntılar, edilen dualar, birlikte azmedilen yollar var. İnsan bunu hissetmeden edemiyor.
Mosso’nun yüzü seyirciye dönük; ama bedeni annesine… Annesinin ise bütün varlığı kızına dönük. O duruş, sessizce şunu söylüyor: “Ben buradayım. Senin için buradayım ve hep yanındayım. Ne olursa olsun yanındayım.”
Türküde geçen o cümle sanki sadece bir ezgi değil artık:
“Bu tükenmez derdimi, Tabipler de bilmedi…”
Ama anne biliyor. Anne hep bilir.
Türkü bitiyor, sarılıyorlar. Alkışlar yükseliyor. Anne diyor ki:
“Çok heyecanlıyım kızım, seninle gurur duyuyorum. Benim yapamadığımı sen yaptın.”
Bu cümle insanın içine dokunuyor. Hem acı, hem gurur…
Mosso’nun sanal medyadan paylaştığı cevabı ise bir hayat özeti gibi:
“Hem kendi hayallerimi, hem onun hayallerini gerçekleştirdim. Dünyanın en güzel duygularından biri annemin yüzünü güldürebilmekmiş meğer.”
Sosyal medyada insanlar hâlâ o anı izleyip ağladıklarını yazıyor. “Annemin yaşlanıyor olması en büyük hüznüm” diyen de var, “Anneler keşke ölümsüz olsa”( Keşke!) diyen de… Çünkü bu sahne sadece Melek Mosso’nun değil; bu topraklarda büyüyen milyonlarca kız çocuğunun ve onların görünmeyen kahramanı annelerinin hikâyesi.
Belki de bu yüzden türkü bu kadar yakışıyor bu hikâyeye. Çünkü türkü; acıyı da, umudu da, direnci de taşır. Ve insanı insan yapan ne varsa taşır.
Ömrümün en manalı türkü ustası Neşet Ertaş’ın dediği gibi:
“Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur…” Vallahi de billahi de yoktur!

