Kırşehir Express Gazetesi

‘HELE ULAŞ’A ULAŞ’A, ULAŞ BENZERDİ GÜNEŞE’

‘HELE ULAŞ’A ULAŞ’A, ULAŞ BENZERDİ GÜNEŞE’
Nusret Gürgöz( nusretgurgoz@kirsehirexpressgazetesi.com )
29 Temmuz 2026 - 13:21

ne zaman umut desem, sevgi çoğaltan gözlerden geçerim
güzeller eline konan kuşların ötüşünden geçerim

rüzgârın aralıksız vurduğu anlamlar hep direngendir
kaşların, gözlerin, amansız dilinden geçerim

bir anı yakalayıp büyük bir sese ortak eder tarih
siyah beyaz görüntüleri resimleyip içinden geçerim

kuşatılmış evlerin soğuk betonlarında gönüller yanar
mahşer yeri olan bahçeye gül döker geçerim

ışık tutkuyla bakar büyük sarılmanın ruhuna
bağrıma ulaşı saklar, dizimi döve döve geçerim*

‘’Hele Ulaş’a Ulaş’a / Ulaş benzerdi güneşe / Ulaş gardaş can veriyor / yüreğim düştü ateşe ‘’ türküsünü dinlediğimizde hem üzülür hem hem kinlenir hem de gelecek günlere ilişkin inancımızı tazelerdik. Yaşar Kemal’e ait bu şiiri Zülfü Livaneli yer yer şiirin özgün biçimini değiştirerek besteler, seslendirir; sonraki yıllarda ise Ali Asker ve Grup Yorum tarafından seslendirir.

Şiir yalnızca Ulaş’ı anmaz, yetmişlerde idam edilen Hüseyin İnan; Nurhak’ta katledilen Kadir Manga ve Sinan Cemgil’den … söz eder:
‘’…
dağlar taşlar geldi dile
bu dünya kalır mı böyle
öcümüz yerde kalamaz
Sinan’ıma selam söyle
Kadir’ime selam söyle

Sinan Kadir Hüseyin’im
soylu dağım yüce kinim
Ulaş selam et dostlara
bizi durduramaz ölüm

bu zalim günler günler geçecek
bu zalim günler geçecek
düşmanlar ağu içecek
bundan sonra yeryüzünde
çiçekler Ulaş açacak
çiçekler Kadir açacak
çiçekler İlkay açacak
bundan sonra yeryüzünde
çiçekler dostluk açacak

hele ulaşa Ulaşa
Ulaş benziyor güneşe
ancak sen ölürsün böyle
böyle yiğit biz ölürüz
düşmanların aklı şaşa
Ulaş benziyor güneşe
bundan sonra yeryüzünde
hep çiçekler Ulaş aça’’

Asıl adı Rasih Ulaş Bardakçı’dır, 1947’de Hacıbektaş’ta dünyaya gelmiştir. Bizim kuşağın etkilendiği, ODTÜ’lü bir devrimcidir. Farklı siyasi düşüncelerde de olsalar Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemek için Mahir Çayan’la birlikte İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırırlar, talepleri yerine gelmeyince Elrom ölür. Yakalanırlar sonra, bir süre sonra Mahir Çayan, Ziya Yılmaz, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’yla birlikte cezaevinden kaçar. 19 Şubat 1972’de Arnavutköy’deki bir evde kuşatılır ve katledilir.

Mahallemizde ilk kez 1977’de andık Ulaş’ı. Devrimci abilerimiz Ulaş’ı anlattılar, tülbentli, yaşlı kadınlar, yaşlı amcalar, dedeler, işinde gücünde emekçiler ve biz çocuklar… konuşmaları dinledik, alkışladık, slogan attık. Ulaş’ı andığımız bu küçük meydana, ‘Ulaş Meydanı’ adını verdik.

Ne mi oldu, 12 Eylül’den sonra o meydana karakol inşa ettiler.

Bu yıllarda dünyaya gelen çocuklara Devrim, Eylem, Deniz, Mahir, Hüseyin, Ulaş… adlarını verdiler. Doksanlarda Kırşehir’de öğretmenlik yaparken bu adları taşıyan o kadar çok öğrencim oldu ki hepsiyle aramızda bir biçimde sevgi köprüsü oluştu ve bu sevgi bir ömür süren dostluğa dönüştü.

Sonra avukat oldum. İlk kez 2000’lerin başında, Eğitim Sen üyesi Ulaş adlı bir öğretmenle tanıştım. ‘Gezi’de ve sonrasında eyleyen, direnen, devrimci Ulaşlarla kesişti yolum. Avukatlıklarını yaptım, yoldaşımdı her biri, sonra dostum oldular.

Sonraki yıllarda uyuşturucu satan, sokaklarda çeteleşen, ırkçı – gerici… Ulaşları tanıdım ne yazık ki. Kanım dondu, daha güzel bir dünya düşü olan bizlerin, güzel insanların adlarını verdiğimiz bu çocuklarla bağları ne zaman koptu diye sordum kendi kendime ve sözü – Narin Güran için yazdığı bir yazı vesilesiyle – Sezai Sarıoğlu’na bıraktım: ‘’ … Narin olayı, bizim / bijim mahallenin çocuklarının ‘etkisiz eleman’ olduklarının bir delili daha oldu. Hayattan, sokaklardan, kitaplardan ve birbirimizden zarar etmekle kalmayıp birbirimize devlet olduğumuzun delili olarak bu ‘karşılıksızlık halimiz’ sürüyorsa, okuduğumuz tüm kitapları dizimize koyup düşünmeli. Politik reflekslerimiz çok sınırlı olduğuna, toplumdan ayrı düz / düş koşu yapmaya devam ettiğimize, teorik, politik ve örgütsel mecalsizliğimizin sürdüğüne itiraz etmek yerine itiraf edelim. Demem o ki, 12 Eylül öncesi her yere heves nefes koşan hallerimizi ara ki bulasın. ‘Sürdürebilirlik’ten yoksunluk koşullarında bu mesele bize, sosyalistlerden yoksun bir toplumun nerelere savrulacağının delili oldu. Öyle bir haldeyiz ki, kaybettiğimiz müdahillik reflekslerimize yeniden kavuşup kendi içimizde de bir ihtilal yapıp toparlanamaz isek devlet her birimizi tek kişi sanmaya devam edecek. Bizim mahallenin çocukları olarak, 1974 -1980 dönemindeki ‘ Devrimci arzunun cüretini ve cesaretini yeniden ele geçirmemiz gerekiyor’ ‘’ **

*ulaş’a gazel, özgün e. bulut totem YAYINLARI Haziran – 2025 İstanbul
** Sezai Sarıoğlu, Sonuçlar Gömülse de Nedenler Gömülmez! Dilop, Kasım – Aralık 2024

Temmuz – 2025
Antalya

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.