Kırşehir Express Gazetesi

MUCUR’DA BİR SÜRGÜN

MUCUR’DA BİR SÜRGÜN
Halil Durukafa( halildurukafa@kirsehirexpressgazetesi.com )
27 Ağustos 2025 - 13:31

Okuduğum kitaplarda Kırşehir’le ve Kırşehirliyle ilgili bir satır, bir paragraf, bir hikâye görünce sizlerle paylaşmak isteği duyuyorum. İşte, Vedat Türkali’nin “Komünist” isimli, 2001 yılında Gendaş Kültür Yayınları’ndan çıkmış kitabını okurken, Kırşehir’le ilgili bir hikâyeye denk geldim. Aktarmak isterim…
Vedat Türkali’yi tanırsınız ünlü “İstanbul” şiirinin yazarıdır. Aynı zamanda roman ve senaryo yazarıdır. “İstanbul” şiiri, hani Edip Akbayram’ın söylediği, Onur Akın’ın bestelediği “Salkım salkım tan yelleri estiğinde/Mavi patiskaları yırtan gemilerinle/Uzaktan seni düşünürüm İstanbul/Bin bir direkli Halicinde akşam/Adalarında bahar/Süleymaniye’nde güneş/Hey sen ne güzelsin kavgamızın şehri…” Hatırladınız mı? Evet, herkes bilir bu eseri. İşte kitabın yazarı o Vedat Türkali…
Biliyorsunuz, Kırşehir’de büyük bir şair A. Kadir Mahlaslı Abdülkadir Meriçboyu, sürgün hayatı yaşamıştır. Ünlü bir şiiri de “Ben bir kayısı ağacıyım/ Kırşehir’in Dinekbağ’ında”dır (Bir Kayısı Ağacı). Kitapta anladığım kadarıyla o yıllarda bir sürgün hayatı da Mucur ilçemizde varmış. Ben bilmiyordum. Kitabı okuyunca öğrendim. İsmi Mehmet Bozışık (Boz Mehmet)…
Hiç dokunmadan kitaptan aktarıyorum:
“O yıllarda Mucur’da sürgünde olan Boz Mehmet isimli kişinin İstanbul’a gelmesinin elzem olduğunu dile getiren Mihri Belli, Vedat Türkali’nin isteği üzerine Vedat Türkali’yi Boz Mehmet isimli partiliyi, bu görev için görevlendirir. Vedat Türkali 1944 yazında Ankara’ya gelir. Oradan trenle Yerköy’e, oradan da Toprak Mahsulleri Ofisi’nin bir kamyonunun üstünde, köylülerle Kırşehir’e, oradan da bir yaylı ile Mucur’a vardık. Tek araç bu 44 yazı savaş yılları… Mucur’da Sefer’in(Vedat Türkali’nin yol arkadaşı, Hacıbektaş’lı Sefer Aytekin) tanıdığı köy öğretmeni arkadaşları çıktı. Bahanemiz, Bektaşilik-Hacı Bektaş-ı Veli üzerine çalışma yapıyordum, onun için gidiyorduk Hacıbektaş’a. O gece orada kalacağız. Otel filan yok Mucur’da. Köy gibi bir yer. Bizi boş olan bir ilkokula yatak, karyola koyarak konuk ettiler. Boz Mehmet’e verilmek üzere Mihri’nin verdiği, sarıp sarmalanmış, ceviz büyüklüğündeki sarı top kâğıdı gözüm gibi saklıyorum! Ele geçmesi kadar, ünlü dalgınlığımla düşürüp yitirmem korkusu da var içimde. Gece yatacağımız sıra, bir baskınla arama yapılması olasılığına karşı-Sefer’in öğretmenlere pek güveni yoktu çünkü-, üstümüzde çıkmaması için kâğıt topunu odanın bir köşesindeki tahta aralığa sıkıştırmanın doğru olacağını düşündük. Öyle de yapıp yattık. Işığı karartır karatmaz, tahta duvarların içinde patır patır dolaşan koca farelerin ayak sesleriyle dikildik yatakta! Aynı anda, aynı şey geçmişti ikimizin de kafasından “ Ya fareler kâğıdı yerse!” Bizi bir gülme aldı. O geceki durumumuzu anımsadıkça, şu satırları yazarken bile gülüyorum. Ama şakası yoktu; olur mu, olurdu! Parti’ye bunun hesabını nasıl verirdim sonra ben? Kağıdı çıkardık duvardan, yastığın altına aldım. Ertesi sabah, Pazar kurulmuş olan meydandan Boz Mehmet’le karşılaştık….Sokulacağım sıra basıp gitti. Mehmet’in yürüyüp gittiği Mucur’un tek kahvesine biz de gidip Sefer’le tavla oynamaya başladık. Mehmetçiğim daracık kahvede, arkalarına oturup iskambil oynayanlara dalmış…”

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.